11 Haz 2014

Uzun otobüs yolculuğunda ne giyilmeli?

Merhaba,
Yaz geldi herkes tatile gidiyor. Her zaman ki gibi yaza girmeden işten kovulduğum için yaz aylarında çalışmak durumunda kalıyorum. Çok sinir bozucu bir şey. 

Daha işe başlamadığım için babamı ziyarete geldim, Arhavi'ye. Uzun zaman sonra iki günden fazla kalacağım. Bir hafta on gün gibi bir süre kalmayı planlıyorum, eğer aniden bir şey çıkmazsa.

Yanıma çok fazla bir şey olmamak kaydıyla günlük giyeceğim ve kullandığım malzemeleri aldım. 

Gideceğim tarih son dakika belli olduğu için otobüs ile gitmek durumunda kalıyorum. Toplamda 14 saat falan sürüyor sanırım. 14 saat dar yerde oturmak hiç hoş değil ama yanınıza eğlenceli biri oturursa seyahat güzel olabilir. Tam tersi çok konuşkan yaşlı bir teyze oturursa kitabınıza gömülün derim! Bir kere başladılar mı sayfana baksan bile konuşmaya devam ediyorlar.

Uzun otobüs yolculuğunun bir sıkıntılı tarafı da ne giysem rahat olurum. Spor giyinmek en rahatı elbette ama normalde giyeceğiniz bir şeyle gitmek bavulda yer kazancı sağlayabilir. 

Bu yüzden ben elbise uzun elbise tercih ettim. Bacağa yapışan bir şey olmadığı için rahat ve ferah olacaktır. Elbisem biraz gecelikvari olduğu için rahat edeceğim. Üstüne bir yelek ekstra olarak ama havalar her yerde yağışlı ne olacağı belli olmaz diye bir de panço aldım. Eğer bacaklarım üşürse battaniye gibi kullanabilirim.

Bot ne kadar rahat olur bilemiyorum ama sıkan bir ayakkabı değil artı biraz bot sever olduğum için tercihimi bundan yana kullandım.




Ürünlerle ilgili tanıtım yazımı bu linkten inceleyebilirsiniz!

1. Aloe vera içeren ferahlatıcı güneş sonrası losyonu
2. Bronzlaştırıcı yağ SPF 6
3. Hassas ciltler için yüksek korumalı güneş kremi SPF 30

FOLLOW ON

7 Haz 2014

Gerçeğe dokunun


Sürekli internet kullanmamın başkalarını rahatsız etmesi dışında artık beni de rahatsız etmeye başlamıştı. 

Aslında, eski kafa işleri daha çok seven biriyim. Ama bu çağın çocuğu olmanın "götürüsü" olsa gerek ki zamanımın çoğunu teknoloji emiyor. Yine de bunun için tamamıyla kötü diyemiyorum. Boş işlerle uğraşmıyorum sonuçta. Yapmam gereken birçok şeyi oradan gerçekleştiriyorum sadece. Film izliyorum, kitap okuyorum, araştırıyorum, sohbet ediyorum ve sevişiyorum... Hatta internet ile alakalı bir işte çalışıyorum, sevdiğim şeyleri bilgisayar başında yapıyorum. 

25. yaş günümde düşündüm sonra. "Ne yapıyorum ben?" dedim. Evet! Gelecek, teknoloji ama o gelecek daha içinde bulunduğum zaman dilimine gelmedi. Kendimi bu kadar bir kutu içine hapsetmemeliyim. Odamda dört duvar içinde, dünyaya bir ekrandan bakıyorum. Gerçek sohbetler, gerçek aşklar, gerçek keşifler yapmalıyım.

İnternetin sunduğu sonsuz keşif biraz da korkutucu gelmeye başladı. Birbiri karşısındaki iki aynanın yansıması gibi bir makale içinde verilen bağlantıya tıkladığımda anında yeni bir bağlantıya rastlamak kalbimin hızını arttırıyor. O kadar çok keşfedilecek şey var ki ömrüm yetmeyecek gibi geliyor. 

Bu endişeyle yaptığım hiçbir şeyden ne zevk aldığıma ne de anladığıma karar verdim. 

Heyecana ya da endişeye gerek yoktu. Sanırım, bu, internet ve sosyal medya dünyası ile daha çok beğeni alma, daha çok yorum alma, daha çok okuduğunu, daha çok izlediğini, daha çok dinlediğini, daha çok arkadaşın olduğunu vs göstermenin ve başarmanın önemli olduğunun lanse edilmesi ile ilgiliydi. 

Güzel şeyleri tadında yaşamak daha anlamlıydı oysa. 

İnsanların sokaklarda birbirlerine karşı çekingen ve nefret dolu olduklarını gördüm. Güvensizler birbirlerine. Yaş aldıkça insanın kırılganlığı artıyor. Yine de bu kadar bırakmamalıyız kendimizi ne de birbirimizi... Klavye başında değil de dışarıda arkadaşlıklar edinmeli, dışarıda aşkı yaşamalıyız. Görmek istediğimiz yerleri görsellerde değil de sokaklarda aramalıyız. Alıp kitabımızı çimlerde okumalıyız. Oyun davetleri yollamak dışında arkadaşlarımızı evimize davet edip birlikte sinema keyfi yapmalıyız. 

Teknoloji, internet vs bunlar kötü ya da yararsız değiller elbette ama kullanmasını bilmeliyiz. Asıl dışarıda yaşanılacak bir hayatın olduğunu hatırlamalı; gerçeğe dokunmayı kaçırmamalıyız.

FOLLOW ON

6 Haz 2014

Man with a movie camera / Chelovek S Kino-apparatom / Человек с киноаппаратом


Bu filmde senaryo yok, replikler yok, aradığınız ünlü oyuncular da yok... Dziga Vertov'un yazıp yönettiği 1929 yapım belgesel film adeta sergi havasında. Vertov, Sosyalist bir ülkede yaşayan insanların gündelik yaşımını kurgu olmadan, bizlere gerçeği olduğu gibi aktarıyor. Film şehirleşme, makineleşme, insan ve makinenin eş güdümlü uyumu üzerine odaklanıyor. 

Filmlerde kurmacanın bir afyon olduğunu savunan Vertov, sinemanın "gerçeğin düzenlenmiş hali" olması gerektiğini savunur. Çünkü kurmaca seyirciyi sarhoş eder ve bilinçsiz seyircinin çarpıtılmış gerçekleri kabul etmesi kolaylaşır. Çağının çok ilerisinde olan bu film, 68 dakika gibi kısa bir süre içerisinde bizlere çok şey anlatıyor. 

Filmi izlerken kendimi sergiye gitmiş gibi hissettim. O zamanın yaşamını, insanlarını ve mücadelesini eşsiz çekimlerle anlatmış. Ayrıca müzikleri ise harikadaydı. Görüntülere göre müzik daha modern bir tatta bana geldi. İkisinin harmanlanması ortaya mükemmel bir sonucu çıkarmış. Müziklerini Cinematic Orchestra yapmış. (Bununla ilgili ayrı bir yazı hazırlayacağım.)

Yönetmen: Dziga Vertoc
Yılı: 1929, Sovyetler birliği
Türü: Belgesel




FOLLOW ON

1 Haz 2014

Televizyon ile imtihan


Merhaba,
Uzun yıllardır televizyon izlemek. Çok bilinçli yaptığım bir şey değildi başta aslında. 15 yaşında yurtta kalmaya başlayınca zaten televizyon izleme şansınız olmuyor. Üniversitede de kendi evime çıkınca televizyon alma ihtiyacı duymadım. Ne izleyecek zamanım vardı ne de ilgimi çeken programlar. İzlemek istediğim bir şey varsa da onu internet aracılığı ile halledebiliyorum. Annemin yanına taşındım ve evde bir adet televizyon var. Bugün uyandığımda açıktı ve iyi kalsın dedim. İnternette vakit geçirirken bir yandan da ses yapıyordu. Sonra oradan duyduğum şeyler doğrultusunda facebookta iletiler yazmaya başladım. En son baktım yazdıklarıma ve dedim ki: "Ben ne yapıyorum?!" 

Ortalıkta dolaşan sesin çoğu boş. Gereksiz ve saçma. Facebook iletilerimi paylaşmak istiyorum; daha iyi anlarsınız. 
Tartışma programları kadar gerizekalı bir olay yok. Tartışmak dışında her bir şeyi yapıyorlar. Birkaç kişi, sözde uzman. Bir tane de moderatör. Adamın biri konuşuyor. Sonra diğeri konuşuyor ama diğeri lafa giriyor. Moderatör araya giriyor. Diğer konuya geçmemiz gerekiyor diyor. Kavga çıkıyor. Ben sizi dinledim lütfen. Şu eğitiminiz yoksa susun. Diğeri araya giriyor. Sonra Moderatör araya girip konuyu değiştirmeye çalışıyor. Sonra öteki konukla bu sefer diğer kişi tartışıyor. Bir ezmeler. Şuradaki yazımı okuyun, orada açıklamışım. Diğeri diyor ki o gazeteyi de pek alasım yok ama bulurum. 
Sonuç, konuşmalardan hiçbir şey anlamadım. Lütfen çizgi film koyun ya! En azından mutlu olurum. 
Tek tuşla kaydı durdurabiliyor, tek tuşla kayda girebiliyoruz dedi kadın tvdeki. Kaç tuşla yapıyorduk ki zaten normalde?
Pırıl pırıl bir ciltle gezmek sizin de hakkınız. Ama götünüzü büyütün evde, temizlik yapın, Seda Sayan izleyin ve para harcayın! 100 lira değil! 99.99 lira sadece. Hemen, şu dakika içinde ararsanız yanında 59.99 lira değerinde bu göt kremi de hediye. Başınıza sürmeyiniz akıllanırsınız.
İşte bu yüzden yıllardır televizyon izlemiyordum, bugün açık rastladım ve ne hale geldi beynim. Kapatıyorum hemen ve özüme dönüyorum. Lütfen çocuklarınıza TV izletmeyin! 
Bir ara bir paylaşım vardı. Bilmem kaç saat televizyon izleyen ve izlemeyen çocukların yaptıkları resimler arasındaki farkı gösteriyordu. Aslında zararlı olan televizyonun kendisi değil bir beyin yıkama ve aptallaştırma politikası üzerine kurulu programlar. 

FOLLOW ON