31 Tem 2011

Chaplin



Yönetmen: Richard Attenborough
Tarihi: 1992
IMDB: 7.3
Türü: Biyografi, Drama

Charles Chaplin otuzlu yaşlarını geçmiş, artık ünlü ve zengindir. Katıldığı bir partide, alman Nazi yanlısı bir bey sosyete etrafında Hitler savunması yapar. O sırada Chaplin yanlarından geçerken adam fark eder ve  “Bay Chaplin, sizin büyük bir hayranınızım.” der

“Ben Nazilerle el sıkışmam.”

“Neden bizlere karşısınız?”

“Siz neden dünyaya karşısınız?” derken başka bir adam “o bir Yahudi’dir” diye lafa girer. 

Chaplin ise “Maalesef o şerefe erişemedim” deyip uzaklaşır oradan.

Chaplin için Yahudi denilse de kendisi böyle olmadığını söyler. Kardeşinin yarı Yahudi kanından olmasından dolayı Chaplin de Yahudi olduğunu düşünmüşlerdir. Ayrıca kendisini hiçbir zaman komünist olarak da görmez. O bir hümanisttir.

Hiçbir zaman Chaplin’in hayatı böyle aklımdan geçmemişti. Gerçi oturup üzerine de düşündüm denemez. Bana biraz daha dram biraz da melankolik geldi. Hep daha neşeli geçmiş aklımdan meğerse. Oysa yaşamı boyunca tatminsizlik gördüm. Arayışlar…

Filmin sonlarına doğru kadın meselesinden dolayı Chaplin mahkemeye düşer ve karşı tarafın avukatı şöyle der “Bunca yıldır burada bulunan Bay Chaplin hiç Amerikan vatandaşlığına başvurmamıştır. Ne faydası olmuştur bu ülkeye şimdiye kadar? O kadar parası var. Sadece amacı kızlarla yiyip peşlerinden koşmaktır. İşte komünizm de böyledir.” der.

Film yer yer politik ögeler barındırıyor. Aslında amacı siyasi olmak olmasa da iş bu boyutlara geliyor, Chaplin için bazı şeyler. Avukatın söylediklerini baz alırsak Amerika'nın komünizmi görmesi aynen böyledir. Emperyalizm budur. Dünyanın eşit olması ya da birilerinin dışarıda sürünmesi umurlarında değildir. Komünizm Amerika’ya bir çıkar sağlamıyor; sonuç kötüdür!

Chaplin'e sadece güldürmek için film çek dense de o filmlerindeki tiplemeleriyle toplumdaki aksaklıkları anlatmaya çalışmak istiyordu ve yaptı da.

Eğer Charles Chaplin hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorsanız ya da merak ediyorsanız, bu film doğru adres. Chaplin’i seviyordum ve onun hakkında bu birkaç şeyi gördükten sonra gerçekten saygı duyduğum insanlar arasına girdi. 

5 Tem 2011

Pollyana adi bir kaltak aslında


Küçükken kaç yaşında olduğumu bilmediğim zamanlardı sanırsam. Çünkü her şey tek renkti. Hep mutluydu. Sanki kafam güzel gibi değil de, kafası güzel olan bir beyin içinde sürekli gülerek dolaşıyordum. Pollyanna en iyi arkadaşımdı mesela. Bir de kedim vardı. Bir gün tüylerini yeşil yapmaya kalkışınca aniden nefesi kesildi. Meğerse ölmüş. O an ilk defa cız etti içim. Ama geçti acısı iki güne. Küçükken kaç yaşında olduğumu bilmediğim zamanlar ya… Önemi yok belirli sayıların. Ne olmalı ki zaten? Hiçbir şeyi düşünmezsin. Dert etmezsin. Her şey hazırdır senden önce. Doğal olarak önem kavramını lügat da taşımanın manası da yoktur.

Sonra birden etrafı renkli görürsün. Meğerse bizim Pollyanna adi bir kaltakmış! Sonsuz dostluk adına verdiği gözlüğün sonsuz kısmını biraz abartmışız da. Ben de niye etrafı sürekli pembe görüyorum diyorum.

Sokakta oynarken gözlük kırılınca ortaya çıktı gerçekler. Vay anasını dedim. Güzeli, çirkini… Acısı, tatlısı… Heycanı… Korkusu… Hayat bir an 8bit trip oldu.

Artık kaç yaşında olduğumu bildiğim zamanlardı. Yaşı bileceksin ki duruma göre birkaç tane daha üstüne ekleyip ya da çıkartasın. Zaten acıların çocuğu modundayız. Kişiliği bulma problemi yanında bir de hayat nedir, biz kimiz lan gibi her genç kızın başına gelebilecek sorularla uğraşıyoruz. Çok içiyoruz, çok dertliyiz… Çok sigara söndürüyoruz, çok dertliyiz… Dertliyiz gene de dertliyiz. Arada tersi de olmuyor değil. Çok içiyoruz, çok mutluyuz… Çok sigara söndürüyoruz, alkolün yanına iyi gidiyor hacı…

Her şey bir yana…

Yalnız kaldık mı düşeriz yollara kaybolan pembe gözlüğünü aramak için. Artık mutlu olduğumuzu sanmakla yetinmek isteriz çünkü. Geceler yollar olmuştur beynimizde. Bazen gözyaşı… Bazen de gülümseme.

Sonra anlarız. Önemli olan kaybolan pembe gözlüğü bulup takmak değil ya da etrafı tek renk olarak görmek. Önemli olan kendi gözlerimizle hayatın içindeki renkleri görmek… İstersek bir ışık gibi, önümüzde duvar gibi tek rengi delebiliriz. Maksat anı yaşayalım. Zaten bir şeyi aradığında bulamazsın. Sen öylece dururken kendi bir anda çıkıverir. Acıyı aramadığın gibi mutluluğu da arayamazsın ki. Ama tamamen bir tanesiyle de yaşayamazsın.

Napıyoruz o zaman? İçmeye devam…

Ne bilim ya aklıma şöyle bir şeyler geldi karalayayım dedim. Çaktırmayın iki ayın konusunu karıştırarak yazdım.

Anlayacağın bütün suç Pollyanna’nın valla.

Ha… Bir de baksana!

Küçükken kaç yaşındaydın ki sen?

05.17.11 tarihli gazeversite'deki yazı..

3 Tem 2011

Hippi Yollarda / Kayseri

Selam,
En son bitik halde Avanos'ta terminale ulaşmıştık. Biletlerimizi aldıktan sonra Kayseri otobüsüne bindik. Bir saatlik yolda uyuduk zaten. Kayseri'de terminalde haydi tiplerimizi çekelim dedik. Bakalım ne haldeyiz diye... Kollarımı görünce zaten bir şok yaşadım. Milliyetçiliğin maddesel dışa vurumu gibi olmuştum. Zaten bir gün için gitmiştik. Nevşehir'e gidince, Kayseri'deki arkadaşa da uğrayalım dedik. Hem görmüş oluruz bir gün de olsa diye. 

Kayseri alt yapı olarak gerçekten iyi. Kayseray'ın olmasını çok tuttum. Ama biraz tutucu bir yer. Nevşehir'de şortla dolandığım gibi dolaşamazsın dediler. Benim gibi rahat takılmayı seven biri için zor olsa gerek. Ama ev içinde herkes istediği şeyi yiyor(muş). 

İlk vardığımızda Talas Tepesine çıkıp çay içtik. Çok sessiz ve sakin bir yer. Hafif yağmur yağmaya başladı. Çok huzurluydu. O gün Abdullah Gül de Kayseri'ye gitmiş. Talas Tepesinin yukarısında babasının evi varmış sanırsam. Tam oturduğumuz yerden 50 araba geçti konvoy şeklinde. Bir metre önümden falan geçti benim de. Ben gelince duymuş gelmiş :P 

Talas tepesinden sonra Kayseri turu yaptık genel. Sonra zaten çok yorgunduk, uyuduk akşama erkenden. Kaldığımız yerin karşısında rasathane vardı. Uzaylıların istila etmesini bekledim. Haa! Ondan önce tabi Pastırma Parkı'na gittik. Mantı yedim. Valla çok güzeldi. Tabi bir gün kaldığımızdan çok fazla gezemedik. Genel bir Kayseri gezisi oldu ama kışın Erciyes zamanı gitmeyi düşünüyorum. O zaman oradaki müze kale falan daha detaylı gezerim. Memleketin her yeri güzel! 
Dostluklar...
Bitmiş halim..




Ali Dağları... Meme dağları :P




2 Tem 2011

Zelve Açık Hava Müzesi - Nevşehir

Selam,
Göremeyi gezdikten sonra gene yürüye yürüye geri döndük. Annem yarın Ankara'ya dönmesi gerektiğinden burada bizlerden ayrıldı. Biz de yol üstünde durakta oturduk, beklemeye başladık. O sırada sağ olsun bir pikap bizi gideceğimiz yere kadar bırakabileceğini söyledi. Yolunun üstüymüş zaten. 

Zelve, Göremeden 3 km uzaklıkta ama müze ana caddeden gene içeriye doğru bir 3 km daha uzaklıkta. Müze kartı geçerli. 18 yaşından küçükler bedava. Zelve'deki Peri Bacaları biraz da yorucuydu. Çünkü sürekli tırmandık. 

Her şey buraya kadar çok iyi devam etti. Buradan artık Avanos'a geçip, orada da biraz dolaşıp Kayseri'ye geçecektik.  Tabi müze gezmesinden sonra otobüs için ana yola ulaşmak lazımdı. Oysa yol 3km... Tabana kuvvet dedik ve yürümeye başladık. Yürüdük ve yürüdük. Su bitmeye başladı. Sıcak bastırdı. Salak kafam ki güneş kremini bulamayınca bir şey olmaz diye üstelemedim. Kollarımın kızardığını biliyordum. Artık gözler yoldan geçen arabalara bakmaya başladı. Bi insan evladı bizi alsa diye. Baktık insanlık yapan yok. 

Artık parmaklar havaya otostop yapmaya başladık. Hayatımda ilk defa yapıyorum bunu da. Otobüs saatte bir geçiyor ve artık bitmiş bir haldeydik. Hani otostopçu gerilim filmleri etkisi azalıyordu zaman geçtikçe. Avanos'a da daha kaç km var. Ulan kimse almadı ya. Son model altlarına çekmişler, boş boş geçiyorlar. En son döküntü bir araba durdu. Terminale kadar bıraktı. Valla arabasının modeli artsın, sağ olsun. Yoksa yolda  lapam çıkardı. Terminale vardığımızda, kollarım ve suratım acıyordu. Susamıştım. Ayaklarım mahvolmuştu. Çok yorgundum. Hemen Kayseri'ye iki bilet aldık. (20lira toplam) Avanos'ta dolaşacaktık ama o an tek düşündüğüm uyumaktı. Zaten her saat başı otobüs olduğundan hemen saat dolmadan yetişmişiz. 

Böyle bir Nevşehir gezisi oldu. Çok memnun kaldım. Bir daha yolum düşerse Balona binip, Derinkuyu'yu ziyaret edeceğim.
Dostluklar...















Göreme Açık Hava Müzesi / Göreme Open Air Museum

Bir km sonra Göreme... Müze kartı almadan gitmeyin çünkü giriş 15lira. 18 yaşından küçüklere ücretsiz. Turnikeleri geçtikten sonra kocaman bir alanı gezmeye başlıyorsunuz. Zaten bir sürü kiliseden oluşuyor. Çok ilginçti peri bacaları. Nasıl böyle oluşabilir diye düşünüyor insan. El yapımı gibiler.

After 1 km finally, Göreme... Don't go without museum cart. Becouse a little expensive for enter. It is 15liras. Under 18 is free. Göreme Open Air Museum is huge and amazing. There is a lot of chuch. Tent Rocks are so amazing. I was thinking about how! It looks like handmade. 





1 Tem 2011

Göreme, El Nazar Kilisesi - Nevşehir

Selam,
Merkezde işimiz bittikten sonra otobüse atlayıp Göreme'ye doğru yol aldık. Asıl görülmesi gereken yerler oralardı bence. 10-20dk bir mesafesi var. Otobüs ücreti ne kadardı tam hatırlamıyorum ama 3liradan fazla değildi. Göreme'ye gidene kadar bir takım Peri Baca oluşumlarını görüyorsunuz. Bize denilen Göreme'deki de asıl olanlar değilmiş. Bir iki km sonrasında Zelve diye bir açık hava müzesi var oradakiler Peri Bacalarının aslıymış. Yani Göreme'dekiler daha sivri, Zelve'dekiler daha oval şeklinde. 

Göremeye indiğimizde turist kaynıyordu ve bir sürü tur görmeye gelmişti. Hava çok sıcaktı. Hemen nereden nasıl gideceğimizi sorduk. Ve bir kmlik mesafede olan Göreme Açık Hava Müzesine doğru yol aldık. İsterseniz atv ya da araba kiralayıp da gidebilirsiniz ama biz yürümeyi tercih ettik. Göreme'nin her tarafı peri bacası, yürüyerek keyfini çıkarmak bize doğru geldi. Yoldan biraz sapıp yürüdükten sonra El Nazar Kilisesi var, ilk önce ona uğrayalım dedik. Baya değil birazcık ama birazcık nefes nefese kaldık ama güzeldi şeyler vardı.

Zaten kiliseye doğru giderken böyle bir sürü at vardı. Hemen koştuk. Anaa!! At görmemiş köylü misali tabi. Kocaman hayvan, canlı ya, nefes alıyor falan. Dalga geçmeyin yahu, ilk defa o kadar yakından gördüm. Sevdim. Bir de nasıl cana yakınlar. Yanımıza geldi, sevdirdi kendini bir tanesi. Canım benim! 

Neyse oradan Kiliseye vardığımızda soluklandık. Kiliseye giriş kişi başı 8lira. Müze kartı geçerli. Annem ile İso'nın kartı yoktu. Ben de bakayım görülmesi gerekiyorsa bakarsınız dedim. Müze bekçisi "iki kişiden 8lira alayım" dedi ama gene gerek görmedik. Zaten bana kapıyı açarken "Hayde, gelin siz de bakın. Bu kadar para verilmez gerek yok" dedi. Bir iki dakika sohbet ettik onunla da. Nereden geliyorsunuz, napıyorsunuz falan filan. 

Kilise zaten ufaktı. Haç şeklinde içini oymuşlar. Zaten peri bacalarının içi yazın serin kışın sıcak. Gerçekten sağlıklı bir ortammış. O sıcakta girdiğinizde içine hemen o serinliği fark ediyorsunuz. 

Sonra yolu döndük ve devam ettik. Yol üstünde çömlekçi vardı. İzlemesi ücretsizmiş. Öyle yazıyordu. İçeride ise hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Ben gene bir magnet ve ufak süs aldım. Hacıbektaş'tan da zaten Hacıbektaş taşından bir zar almıştım. 
Dostluklar...








El Nazar Kilisesi

Poşetten dilek ağacı =)










Nevşehir Museum / Nevşehir Müzesi

Hacıbektaş'ta bir gün geçirdikten sonra sabah erken kalktık ve kahvaltımızı yaptık. Ben annem ve kardeşim merkeze doğru yol aldık. Zaten üç çeşit minibüs firması varmış. Bir tanesini bulup bindik. 30-45dk mesafede uzaklıkta. Kişi başı 3lira. Merkezdeki turizm bilgilendirme yeri pazar olmasıyla kapalıydı ve zaten ağaçların arkasında saklanmıştı tabelası. Gerçi sora sora Bağdat bulunur demişler. Merkezdeki Nevşehir Müzesini ziyaret ettik. Zaten oradaki kişi bize gerçekten çok yardımcı oldu. Görmemiz gereken yerleri ve nasıl gideceğimiz konusunda. Pazar günü sessiz sakindir merkez. Ve baya bir altyapı çalışması sürüyordu. Müze turizm bilgilendirme yolu ters ikametinde biraz aşağıda. Giriş ücretsiz. İki katlı ve diğerlerine göre daha büyüktü. 

After one day at Hacıbektaş, we woke up early. And had a breakfast. Then, i, my bro and my mom went to Nevşehir. There is 3 different bus company. We entered one. Distance is 30-40 minutes. Ticket is 3liras for each person. In center, turist information was closed cus of sunday. But it is not important. People is helpfull. We decided to visit Nevşehir Museum. There was a man and he was realy helpfull about what we should see and how we should go. And city was so quite. Whatelse... Enter is free. It's dublex and bigger than others. Just that...