23 Mar 2011

"İstanbul Shopping Fest" üzerine birkaç geveleme....

Herkes kocaman çantavari reklamlardan "sözde" bu festivali biliyordur. 18 Mart - 26 Nisan arası alışveriş festivali diye geçen bir etkinlik. Bari meraklılara tarihini de söyleyeyim, dedim. Neyse... Öncelikle bu olaya festival kelimesi güzel olmamış. Bence ama... Çünkü düşününce "bir festival nasıl olur" diye; kültür alış verişi, yıl içinde sürekli olmayan falan geliyor. Burada sadece para alış verişi var. Tabi o güzel janjanlı kıyafetleri de unutmamak lazım. "Alış veriş etkinliği" dense daha uyarmış gibi geldi. 

Bu festival ne kadar tüketici bir toplum haline geldiğimizin kanıtıdır. Nokta. Daha ötesi yok bunun. Zaten her gün alışveriş yapıyoruz. "Saç saç paraları deli gibi deli" diye bir felsefemiz oluşmuş. Hayır, ben de yapıyorum yahu da bunun ne kadar sevimsiz olduğunu da görebiliyorum. O değil kapitalist amcadan daha zekice yöntemler beklerdim. Çok basit bir tarz olmuş. Herkes yapar yahu, yapıyorlar da, her gün devam ediyor.

Şimdi olay nedir? Dünyanın alışveriş merkezine dönüşeceğiz. Babababa... Tamam güzel, eyvallah da bence gene gereksiz. Zaten yüzde bilmem kaçı yabancı marka. Merkezi olsan kaç yazar. Gelecek bilmem kaç daha fazla turist mi? Abi sanki gelenlerin yerinde Gucci kalmamış da "bir de İstanbul'dakine bakalım aa bak zaten shopping fest de vardı. Ciddi indirim de olmuştur"  mu diyecek? Bu arada zamanında ciddi girdiğini de anlayalım. Bir de ikiye kadar da açıkmış. Gece rüyamda Dolce&Gabbana falan görüp kalkacağım, sesleneceğim, alış verişe gideceğim. 
"Kalk herif mağaza kapanmadan yetişelim. O donları almam gerek!!! Kime diyorum yahu!!!"
Acaba fazladan duran personele fazladan para da verecekler mi?

Amaç ekonomiye can vermek mi? Nerede kaldı simitçi, sokaktaki gül satan abla. Yap" garage sales" tarzı bir şey. Ya da adını her ne koyarsan. Çağır pazarcıları "5 tanesi 3 lira" diye bağırsınlar. Alalım can verelim. Zaten mağazalar yerinde duruyor. Açıp kapamayacaksın ki süreç sonrasında. Tiki kızların "indiirrrimmm!" çığlıkları dışında bir ruh hissedemiyorum festival adına. 

Haa! Sorsan bir de millette para yok... Bu ülkede kriz yok, herkes iyi maaş alıyor, penguenler mutlu falan. Sevmedim kısacası! 

Dostluklar...

Not: 23.03.2011 tarihli gazeversite'deki yazım...

20 Mar 2011

Saint Maria Draperis Kilisesi - Beyoğlu

Taksim'de dolanırken arka kapıların ardında bir kilise gördüm sanki... Tabi kaptım elime makinemi girdim ardında neler olduğunu görmeye. Burası Santa Maria Kilisesi... Daha önce hiç burasını görmemiştim. Kilise mimarisini seviyorum ve hemen incelemeye koyuldum. Bu arada yeri Tünele doğru sol tarafta. Şişhane durağına gelmeden. Her zaman açıl değil sanırsam. 

Fransisken tarikatında olan Maria Clara Draperis arsa bağışlıyor. Galata Mumhane caddesindeki Santa Maria Kilisesi 1584'te yanıyor. Bundan sonra bağışlanan bu arsaya yeniden inşa ediliyor. 1870'de de Beyoğlu yangınına    maruz kalıyor. İtalyan mimar Guglielme Semprini'nin projesiyle Avusturya-Macaristan Büyükelçilik binası olarak kullanılıyor. 1904 yılında 2. Abdülhamid'in izni ile bugünkü kilise kuruluyor. 

Ön tarafındaki Santa Maria hanı ile kilise arasındaki lojmanlar birbirine bağlı şekilde inşa edilmiştir. Kesme taştan yapılmıştır. Giriş kapısı üzerinde mozaik ile yapılmış Meryem Ana vardır. 








Kilise güzeldi gerçekten ama içeride fotoğraf çekemedim. İzin yoktu. Gerçi çeksem çekerdim gene ama biri sessiz sessiz oturunca çekindim. İki de bir zaten makine bip bip yapınca "hay sana.." diye artık...
Not: Kilise küfretmeyin bari be! :D

Dostluklar...

12 Mar 2011

Pera Müzesi - Kütahya Çini ve Seramikler, Anadolu Ağırlık ve Ölçüler ve Pera Cafesi
























Pera Müzesi - İstanbul Manzaraları






Şu tablonun orijinalini de gördüm ya, bir daha göremem zaten de kaplumbağa terbiyesi ne abi ya! Kırk yıl düşünsem aklıma gelmez şu hayvanları terbiye etmek. 


Pera Müzesi - Frida

Asansörle beşince kata çıkıp aşağı doğru indiğinizde üçüncü katta Frida Koleksiyonu sizi karşılıyor. Gerçekten  ilginç bir elektrik vardı. Fotoğraflar insanlar arasında bir mesafe vardı sanki. Bilemedim, ama bence ilginçti. Gerçi filmini daha izlemedim. Filmden sonra gitmiş olsam nasıl bir etki yapardı bilmiyorum. En çok merak ettiğim tek kaş aşkı nereden geldiğidir.