18 Haz 2010

Kapitalizm amca çıplak


Durmadan bir şeyler istiyoruz. İhtiyacımız olmasa bile... Tüketim çılgınlığı çevresinde yeni bir şeyler almak için para kazanıyoruz. Alışveriş bizim içi hastalık olmuş. itiraf etmek gerekirse benim de bu hastalıktan payımı aldığım zamanlar olmadı değil. Sigara gibi bazen çareyi bunda aradık. "Saç saç paraları deli gibi deli gibi..." misali tüketime odaklanmışız.

Sırf arkadaşında var diye gidip biraz farklı modelini alan ve bununla hava atan insanlar tanıyorum. Kapitalist sistem bu gibi davranışlara itti.

O eğlenceli olayın eve gelip tek kuruş para kalmayınca aslında çok da iyi bir şey olmadığın anladıktan sonra bir şeylerin yolunda olmadığını fark ettik. En azından bazılarımız...

Peki, ya üretim?

Küstüğümüz bir arkadaşımız olmuş. Kaç kişi kıçında ki donu üretmiştir acaba. Gülmeyin! Saçma da demeyin! Basit bir örnek sadece. Elinizdeki paraya mı güveniyorsunuz? Ne gerek var değil mi? Nasıl olsa birileri yapıyor ve bize de almak düşüyor. Ha! Sen yaptın mı diyecekseniz? Yoo, yapmadım.. Ben aynı bokun yeşiliyim!

Bizler böyle zombi gibi yeni bir şeyler ararken kapitalizm amca dünyanın çevresinden bir noktada oturmuş kral koltuğuna; elinde Mc hamburgerini yerken, diğer eliyle koca göbeğini kaşıyor. Pis pis güldüğünü söylemiyorum bile... Çünkü hollywood filmi izler gibi o yüksekten bizleri seyrediyor. Bizler harcadıkça onun koca göbeği daha da irileşiyor. Kimse ne olup bittiğinin farkında değil.

Bir gün bir çocuk çıkıp "Aaaa! Kapitalizm amca çıplak" diyecek. O an nöronlara öyle bir etki edecek ki, o zaman insanların gözlerindeki siyahlık kalkacak. Daha doğrusu herkes kendi eliyle kaldıracak... O zaman komünizmin belki sesi çıkabilir. Unutmamak gerekir ki komünizme giden yol kapitalizmden geçer!

9 Haz 2010

Empire of the Sun


Steven Spielberg desem sanırım filmin kalitesini belli etmiş oluruz. Bay Spielberg gene ortaya tüm yeteneklerini koyan muazzam bir film sunmuş bizlere. Filmde çarpıcı sahneler bulunmakta ve müzik fonları dehşet.

Zaman II. Dünya Savaşı sırasıdır. Yer ise Şangaydır. Ne Çin ne de Japonya olan bir yerlerde Japonların Çin'e saldırması ve İngiliz bir çocuğun ailesini kaybedip tek başına kalıp zengin hayatının ardından savaş kampında savaşı ve hayatı anlamasını gösteren bir film. Muhteşem çocuk rolüyle Christian Bale'yi seyrediyoruz başrolde. Gerçekten dehşet rol yapmış. Hayran kaldım. Yalnız filmin seyrinde az küfretmedim çocuğa. Uçağı düşüp o kargaşada annesinin elini bırakınca "E be çocuk savaş var lan. Siki tuttun şimdi, ne bok yiyecen tek başına." mı demedim; "Götünde bomba patlıyor bıdı bıdı konuşma, sırıtma mal mal." mı demedim... Uçaklara ve uçmaya hayranlığına bakınca umut taşıdığını ve özgürlüğü simgelediğini anlıyoruz bence. Zaten biraz umudu olmasa bu kadar sırıtık dolaşmazdı. Umut nelere kadir Tanrım! Heh! Bu lafı etkilemişti "Bugün yeni bir kelime öğrendim: Atom Bombası; Tanrı fotoğraf çekiyor gibiydi" Halbuki o, Atom Bombasını melek sanmıştı. Ve o meleğin etkisini yüzyıllar boyunca sürdüreceği çok korkunç bir bomba olduğunu radyodan şaşkınlık içinde öğreniyordu. İnsan acıyla birçok şeyi tecrübe ediyor. Savaşın insana olan etkisini özellikle büyüme çağındaki bir çocuğa olan etkilerini anlatıyor film. Esir kampındaki insanların durumunu çok iyi yansıtan bu film "Savaş Kötüdür" diyor. Annesinin suratını hatırlamayacak noktaya gelmesi... Miranda Richardson'un çocuğun eşyalarını boşaltmasına yardım ederken anne şefkatini hatırlayıp ağlaması... Ailesine kavuştuğunda çocukluk ve olgunluk arasındaki ince çizgi..

Eserin diğer önemli oyuncusu John Malkovich bir nevi Christian Bale'ye yol göstericilik yapıyor. Kimi zaman önemsemez gibi gözükse de çocuğun harbi biri olduğunun farkındaydı. İkisi birlikte iyi bir seçim olmyş ve oyuncular bir filme bu kadar yakışır diye düşünüyorum.

Ayrıca J. G. Ballard'ın aynı adlı romanından çevrilmiş yarı otobiyografik bir eserdir. Kitabının çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Alıp okumalı. Afişi ise gerçekten çok başarılı. "Empire of the Sun" kaçmamalı...

Yönetmen: Steven Spielberg
IMDB: 7.7
Tarih: 1987

8 Haz 2010

Grease ve Ben

Şu müzik çalar aletleri adamı rezil de eder dans kralı da. Büyük şehirde olup da çantasında müzik çalar taşımayan yoktur. En kalitesinden en dandiğine kadar bir şeyleri cebimizde gezdiriyoruz. Yeter ki o korkunç şehir gürültüsünden bizi kurtarsın. Herkes tarzına göre müzik listesi yapıyor. Ben yolda daha çok radyo dinlemeyi seviyorum. Radyo eksen favorim. Bir ara Rock FM dinliyordum. Arada muhabbetler komik oluyor. Yolda salak salak kendi kendime sırıtıyorum ama komik. Tramvayı bekliyorum. Bir yandan kulaklık kulağımda radyomu dinliyorum. Sabahın bilmem kaçı. Şişmiş gözlere çekmişim sürmeleri. Bir iki allık. Elime geçen de herhangi ruju... Bildiğin insan değil işte. "Gelse de gitsem şu lanet derse." diyorum bir yandan. Radyodan komik bir şey diyor, bir cevap veriyorum sonra ardından "Uhauhauha" diye gülüyorum. Yandan amca garip garip bakıyor. Sonra tramvay gelir. Bildiğin sonra yani...

Geçenlerde eve dönüyorum. Gene kulaklık ve radyo. Adını bilmiyorum ama tatlı bir şakı çalıyor. Bir an kendimi müziğe kaptırmışım. Etrafa garip garip bakıyorum. Bir an beynim gidip geldi. Sonra baktım ki Grease'de ki John Travolta gibi yürüyorum. Dedim "İiyice greaselendim". Neyse ki etkisinden erken kurtuldum. Bir anda bir "O" dönüşü yapıp elleri havada bulabilirdim.

Grease demişken filmden de bahsedelim.
Bu film bir kez Gençlik kategorisinin başını çeker. Film brodway müzikali. Bu yüzden ayrı bir eğlencesi var. Baş yapıt bile diyebilirim. Müzikleri ise harikadır. İnsanın kalkıp dans edesi geliyor ki kalkıp taklit etmedim değil. Filmden sonra o yürüyüşleri kaç kere yaptım kahkahalar eşliğinde. O zamanın lise gençliği karşımızda. Aslında her şey aynı. Popüler öğrenciler, ezik insanlar... Okul içindeki gruplar. Sadece çağ farklı; dolaysıyla ruhlar, kıyafetler, danslar ve her şey oldies. O zamanın amigolarını bu zamanla karşılaştırınca farkı etek boylarından anlayabiliriz. İnsan özeniyor orada olmaya. Dans balosunda takım elbise giymiş kavalyen ile eşliğinde o uzun etekleri coşturmak istiyor piste. Rocn'Rolla bebeğim... Şimdi dans zamanı.

Yöntemen: Randal Kleiser
Tarih: 1975
IMDB: 7.0